Baudrillard, şüpheci ironist tutumuyla Batı kültürünü, moderniteyi, post-endüstriyel küresel durumu, medyayı, kitle kültürünü çözümleyen radikal bir teorisyendi.

1997 yılında Alan Sokal ve Jean Bricmont’un Entelektüel Düzenbazlıklar adlı kitabı daha önce yeni Fransız düşüncesinin Lacan, Kristeva, Irıgaray, Latour, Virilio ve Baudrillard gibi isimlerini okumamış pek çok kişiyi bu yazarlar hakkında bilgili hale getirmişti. Bu yazarların yeni bilimsel gelişmelere yol açan kavram ve teorileri içeriklerini anlamadan kendi düşünceleri için yağmaladıklarını öne süren Sokal ve Bricmont’un eleştirileri bir okula mensup olmayan, bir toplumsal harekete yada bir entelektüel disipline bağlanmayan Baudrillard’ın simülasyon ve simulakrlar üzerine yazdıklarının herhangi bir bilimsel temeli olmadığını ileri sürse de, Baudrillard’ın merkezi ilgisinin farklı olduğunu vurgulamak elzemdir.

Hipergerçek bir düzen

Jean Baudrillard, Batı kültürünün bir dizi simülasyon modeli ya da düzeni olarak gelişmiş olduğu yönündeki meydan okuyucu teziyle dikkat çekmiştir. Hipergerçeklik kavramı, onun simülasyonun “üçüncü düzen”i adını verdiği şeye egemendir. Mike Gane’in Jean Baudrillard düşüncesinin beslendiği ve beslediği radikal belirsizliği ele aldığı kitap ise Baudrillard düşüncesine genel bir giriş sağlarken, onun hipergerçekliğin ötesinde ve dördüncü düzen içinde modern kültür ve radikal belirsizlik çözümlemesini haritalandırma yönünde ilk girişimdir.

Burada Mike Gane, Baudrillard’ın anahtar kavramlarını sunuyor ve postmodernizm, feminizm, teknoloji, sanat, savaş, zaman ve politika gibi özgül alanların çözümlenmesine yaptığı katkıyı inceliyor. Gane, Baudrillard’ı, sanallaştıkça aşırı fenomenlerin istilasıyla karakterize edilen bir dünyada, kırılganlık ve kararlaştırılamazlık teorisyeni olarak konumlandırıyor. Baudrillard’ın radikal belirsizliğe karşı geç dönem ilgisini ve daha yakın zamanlı düşünceler ve teoriler ışığında erken dönem düşüncesini yeniden-yapılandırma tarzını çözümlerken Gane, Baudrillard’ın eserlerindeki yeni gelişimlerin, aşırılıklar dünyası üzerine daha uygun bir düşünüm olduğunu öne sürüyor. Bu giriş, Baudrillard’ın eserlerine yönelik muhafazakâr tepkilere açıkça meydan okuyor ve simülasyonun dördüncü düzeninin önemini vurguluyor.

Toplumsalın sonu

Bazen toplumsalın sonunu ilan eden bir sosyolog, bazen bir nihilist, bazen bir teorik anarşist, bazen de bir maniheist olarak bilinen Baudrillard’ın yazılarında ve düşüncelerinde karşılaşılan kişi aslında her şeyden önce bir ironisttir. Baudrillard, bu şüpheci ironist tutumuyla Batı kültürünü, moderniteyi, post-endüstriyel küresel durumu, medyayı, tüketim ve kitle kültürünü, bunların sonuçlarını ve imgelerini çözümleyen radikal bir teorisyen olarak ortaya çıkar.

Devletsiz halklar

Harold Barcley bu kitabında Aborijinler’den Pigmeler’e, Eskimolar’dan Santallar’a, Kızılderililer’den Berberilere’e kadar dünyanın dört bir yanından onlarca topluluğu inceliyor; devletsiz bir toplum düşüncesinin ütopyacı bir düş olmadığını tersine insanlığın geçmişini karakterize eden bir sistem olduğunu ortaya koymaya çalışıyor.

Efendisiz Halklar, Harold Barclay,

Çev.: Zarife Filiz, Versus, 2010

Edward Said’in anısına...

Barbarları Beklerken, Said’in yapıtlarından ve eleştirel kuramcı, entelektüel ve aktivist sıfatıyla ardında bıraktığı mirastan esinlenerek yeni bir diyalog imkânı yaratmak, dünyada oluşumuz hakkında yeni baştan düşünmek için girişilen bir çabanın ürünü. Said’in meslektaşları, öğrencileri ve dostları tarafından yapılan sunumların toplamı.

Bu İçerikle İlişkili Benzer Yazılar



Facebook
Stumble
Delicious
Technorati
Twitter
Yahoo
Reddit
Feed
Facebook